KİMDİR DÜŞMAN, NEDİR DÜŞMAN KİME DÜŞMAN DİYEBİLİRİZ?


Gazeteci; Evet 1 Ağustos’ta bir hamle ilan ettiniz. İsmini de çöktürme hamlesi olarak bıraktınız. Ciddi anlamda büyük bir yankı da uyandırdı. Bu yankıyla beraber kimi gazetelerde, basında, sosyal medyada bazı yorumlar da gelişti. Bu açıklamanın, bu hamlenin Kürt’leri hedef yapacağı belirtildi acaba siz bunlara ne demek istersiniz? Bu tür yorumlara ne dersiniz?

Ateşin Çocukları İnisiyatifi; Biz de takip ettik özellikle YouTube da yayın yapan bazı gazeteciler bu konuda çeşitli değerlendirmelerde bulundular. Sormanız iyi oldu. Önemle üzerinde durmamız gereken bir husustur. Birçok insan sevindi, mutluluktan havalara uçtu. Birçok insan sevinçten gözyaşı döktü. Özellikle düşman zulmünü unutmayan, köyleri yakılan, işkencelerde katledilen insanlar geçmişin unutulmadığını intikam alındığını gördüler ve sevindiler.

Kimileri de bunun Kürtlere özellikle açıklamanın yaptığımız açıklamaya dönük değerlendirmeler gelişti. Üstlenmemiz gerektiği söylendi. Bu üstlenmenin zarar vereceği, Kürtlere yönelim olabileceğini değerlendirenler oldu kimileri de bunun yanlış olduğunu belirtti. Elbette kim ne diyorsa diyebilir. Ama bunlar niye söyleniliyor, niye bu tür yorumlara gidiliyor, bu önemlidir aslında. O yüzden de üç açıdan bu durumu yorumlamak ve değerlendirmek istiyoruz. 

İNSAN BİLİNÇLİ OLMADAN ÖZGÜR OLABİLİR Mİ?

Birincisi 17.yy’da mutlak monarşiye karşı liberal bir anlayış geliştirildi. Atomun bulunması atomun parçalanmasını kullanan kapitalistler atom bombasını geliştirdiler. Ve insanlığı uçuruma sürüklediler, insanlığı yok oluşa doğru götürdüler. Kapitalizm de kullandığı liberalizm ile toplumun toplum olma, insanın insan olma özelliklerini yerle yeksan ettiler. Bireysel özgürlükler adı altında insan düşünemez kılındı. İnsan hissedemez bir varlık haline geldi. Anlam yok oldu. Aileler paramparça oldu. Toplum birbirinden habersiz kimin ne yaşadığını bilmeyen kimin ne yaşadığını umursamayan bir topluluk haline geldi. Kutsallıklar anlamını yitirdi. Güzellikler çirkin oldu. İnsanın uğruna canını feda ettiği, kendini adadığı fikirler ve düşünceler adeta tarihten silindi. Bireysel özgürlükler adı altında çılgın insanlar yetişti. “Herkes özgürdür, herkes birbiriyle rekabet edebilir” anlayışı nedeniyle insanlar artık doymuyor. Dünyada 60 insan dünyanın yarısından daha fazla zengindir. Toplumun tüm değerleri adeta bitirildi.  İnsanlar robot insanlar haline geldi. Duymayan, görmeyen, hissetmeyen, anlamayan insan tipi ortaya çıktı. Çünkü toplum olmazsa değer yargısı olmazsa toplum bu hale gelir. Eskiden aşklar ne güzel yaşanırdı değil mi? Geçen bir tanesi komedyendi. Şengal ismindeki kadın kalktı, isminin Şengal olduğunu söyledi, dalga geçtiler. Derweş sevdiği kadın için on iki arkadaşı ile birlikte türkmen ve araplara karşı binlerce kişiye karşı savaş açtı, çarpıştı. Aşk toplum özgürlüğü ile birlikte oluyordu. Özgür olmayan nasıl âşık olabilir. Şimdi herkes on kişiye âşık oluyor, her gün birbirini aldatıyor. Herkes herşeyi yaşıyabilir dedikleri bu mudur? Eskiden arkadaşlıklar çok anlamlıydı, değerliydi. Bir insan bir insanın arkadaşı olabilmek için birisi birisine “benim dostum” diyebilmek için ispatlanmış kanıtlanmış zorluklardan ortaya çıkan arkadaşlıklar gerekliydi. Arkadaş demek birbirinin sırtına dayanabilmek demekti. Şimdi facebookta dokunuyorsun tıklıyorsun arkadaş oluyorsun. Birisini arkadaşlıktan çıkarınca kıyamet kopuyor. Hiçbir biçimde emek verilmemiş. Her şeyin böyle içini boşalttılar. Tüm bunları nasıl yaptılar. Bireye dediler her şeyi yaşıyabilirsin, istediğin bir biçimde yaşıyabilirsin, kimse senin özgürlüğün önünde engel değil. İnsan bilinçli olmadan özgür olabilir mi? O yüzden duygular kirletildi, insanların ruhları kirletildi, bilinçleri kirletildi. Dolayısıyla aslında şöyle bir durum ortaya çıktı. Kendiniz için yaşamak varken ne için mücadele ediyorsunuz. Geçmiş zaten geçti, geleceği de boşverin anı yaşayın. Şimdiyi yaşayın. Bazı insanların aslında buna karşı çıkmasının temel sebebi budur. Bir zihniyettir bir bakış açısıdır bir duygudur bir ruhtur, bir anlamsızlık deryasıdır. Bir böyle yorumluyoruz.

İNSANLAR BUNU BİLMELİDİRLER, DÜŞMAN ÇÖKÜYOR. ÇÖKÜŞ VE ÇÖZÜLÜŞ AŞAMASINDADIR.

İkincisi de; şimdi düşman bir algı oluşturdu. Herkes korkuyor, bitti bitecekler, öldüler, kimse başkaldıramaz kimse bir daha ulusal davadan özgürlükten bahsedemez.  Kimse ben benim diyemez. Her tarafı kamera ile donattım, kimse hareket edemez. Uçaklarımız var bomba yağdırıyoruz kimse başını çıkaramaz. Bir algı operasyonu yürütüyorlar aslında. Zaten Kürdistan’da hangi eve gidiyorsun aman diyor herkes ajan. Herkes ajan değil. Ama düşmanın geliştirdiği algıyla herkes diyor herkes ajan olmuş. Düşmanın geliştirdiği algıyla öyle bir hale geldi ki; diyor “kimse hiçbir şey yapamıyor”. Akp algı yaratma konusunda Amerika’dan daha iyidir. CIA den öğrendiler Özel savaş harp dairesinden öğrendiler. Ama kendileri onlardan çok daha iyi şimdi psikolojik savaş yürütüyorlar, algı operasyonu yürütüyorlar. Bir şey yoksa bile varmış gibi gösteriyorlar. Yıllık ortalama Amerika’da üç milyon insan obeziteden ölüyor. Ama dünya insanlığı bununla titrer hale gelmiyor. Fakat bir korona virüs salgını çıkardılar insanlığı felç ettiler. İnsanlar sokağa çıkamaz hale geldiler. Yaratılan bu korku imparatorluğu nedeniyle toplum şimdi kendi toplumları bile çöküyor eriyor. Kirasını veremiyor, soğuktan donuyor, açlıktan ölüyor. Kadınlar ve erkekler birbirlerini terk ediyor, aileler parçalanıyor. Ama korkudan sokağa çıkıp karşı çıkamıyorlar. Gerçekten bu kadar mı güçlüdür bu devlet? Yoksa algımı oluşturuluyor? İşin gerçeği öyle değildir. Ne Kürdistan’da herkes ajanlaşmıştır ne öyle geliştirdikleri güvenlik sistemleri ile kimse hareket edemez duruma ve hale gelmiştir. Her gün Süleyman Soylu aslında çıkıp açıklamalar yapıyor. Kendisi de aslında durumun ne olduğunu çok iyi biliyor. Fakat niye öyle yapıyor? Aslında algı oluşturuyor. Yani olmayan bir gerçekliği varmış gibi gösteriyor. Bazıları bundan korkuyor, çekiniyor aman diyor sesimizi etmeyelim düşman bizi ezecek, bitirecek, götürecek, yenecek, evimizde rahat oturamayacağız. O yüzden herkes sussun kimse bir şey yapmasın, beklesin. Bekliyelim hele ne olacak. Böyle bir korku imparatorluğu karşısında geliştirdikleri tavır geri çekilmektir. Sineye çekilmektir. Varolana bile karşı çıkmaktır. Varolana karşı çıkarak güya kendilerini sağlama atmak istiyorlar. Bu gazetecilerin yaptıkları durum budur. İnsanlar bunu bilmelidirler, düşman çöküyor. Çöküş ve çözülüş aşamasındadır. Kürt’leri çökerteceğim diyenler binlerce insanı yerlerinden göç etmesi planı yapanlar ve bu temelde şehirlerimizi yakan yıkanlar insanlarımızı bodrumlarda yakanlar şimdi nasıl çöküş ve çözülüş halindeler. İnanç ve umutları kırılmış hayalleri yerle bir olmuş fizikmen bile artık yürüyecek durumda değildirler. Ne konuştuklarını bile bilmiyorlar artık. Kafaları karışmış beyinleri muğlaklaşmış ne dediğini bilmeyen sürüler halinde şimdi orada burada gelip gidiyorlar. O yüzden kimse buna güvenerek de ben devletten yana tavır alayım dememelidir.

ÜLKEMİZİ KAN GÖLÜNE ÇEVİRENLERDEN FİTNE FESATLIK YAPANLARDAN ADALET BEKLEMENİN KENDİSİ ASLINDA BİR OYUNDAN İBARETTİR.

Kendileri bile şimdi bu sistemden nasıl çıkacaklar, nasıl kopacaklar diye tartışıyorlar. Kaçmaya çalışıyorlar yargılanmaktan korkuyorlar. O yüzden düşmanın gerçekliği budur. Bir diğer açıdan 2.Dünya savaşından sonra savaş kural ve yasalara bağlandı. Toplum eskiden bir hak iddia ederken,  bir şey isterken onun için mücadele ediyordu. Kölecilik böyle çöktü. Toprak ağaları böyle çöktü, sermayedarlar böyle çöktü. Bütün parayı kendisinde toplayan ve toplumu açlığa mahkûm eden “bütün topraklar benimdir” diyen ve herkesi yanında köle gibi çalıştıran toplumlar, toplumları sömüren sistemler böyle çöktü. Fakat şimdi ne var? Uluslararası yasalar var, uluslararası hukuk var. O yüzden aslında mücadele etmenin bir anlam ve önemi yok,  herkes yerinde otursun beklesin bir şey istiyorsa mahkemeye başvursun ya da Türkiye’de belki yok diyorlar ama uluslararası alanda hukuk var yasa var diyorlar.

Bu liberalizmdir, liberalizmin etkileridir. Ben niye kendimi savunayım. Kendimi neyin karşısında savunayım. Yemek yiyebiliyor muyum? Evet yiyebiliyorum. Para toplayabiliyor muyum? Evet toplayabiliyorum. Tüketebiliyor muyum? Evet tüketebiliyorum. Yaşam bundan ibaret. Farklı bir durum çıkarsa da zaten mahkemeye başvururum. Yasalar diye bir şey yoktur. Uluslararası yasalar diye hiçbir şey yoktur. Hukuk yoktur. Bütün bunlar aldatmaca ve safsatadan ibarettir. Dünyada kim güçlüyse haklı odur.

İşte Amerika’nın yaptığına bakın. Dünyada en fazla silah ticareti yapan birde Amerika’dır. Orta Doğu’daki savaşları çıkartan esas Amerika’dır. Orta Doğu’daki tüm çelişkileri yaratan İngiltere’dir. Kürt-Türk sorunu yaratan İngiltere’nin kendisidir. Arap İsrail savaşını kışkırtan oluşturan İngiltere’nin kendisidir. Arapları parçalayan İngiltere’nin kendisidir. Hangi hukuktan bahsediyoruz. Hindistan’da Hindistan’ı sömürdükten sonra ordaki Müslümanları ve Hinduları birbirine düşürüp çıkan İngiltere’dir. Ülkemizi kan gölüne çevirenlerden fitne fesatlık yapanlardan adalet beklemenin kendisi aslında bir oyundan ibarettir. O yüzden yasada hukuk diye bir şey yok. Şunu söylüyorlar yapmayın bu tür şeyleri. Hukuka yasaya başvurun. Bu konu önemle üzerine durulması gereken bir konudur. Kürt’ler olarak şunu bilelim; Darvin’in teorisine inanıyorlar. Darvin diyor ki; ‘’ Güçlü olan hayatta kalır, güçlü olmayan ölür’’ güçlü olan özgür yaşar güçlü olanın dili resmi olur güçlü olanın ülkesi olur güçlü olanın kültürü olur güçlü olmayan ise ölür. Cizre, Sur, Nusaybin, Efrin yerle bir edilirken uluslararası güçlerin desteği ve onayı ile oldu. Şimdi hala mahkeme köşelerinde sürünmek çok bir şeyi ifade etmiyor. Bunların söylediği aslında birde odur.

Bir diğeri de. Bir şey söylediğinizde bin sefer düşünüp öyle söylememiz lazım. Bir söz kullandığımızda bin sefer düşünüp öyle kullanmamız lazım. Acaba bu bizim sözümüz müdür? Düşmanın bizde yarattığı algının sonucu mudur? Düşman tanımı çok muğlaklaştı. Kimdir düşman? Nedir düşman? Kime düşman diyebiliriz? Bu konuda ciddi bir yanılgı var. Herkesin kendisine göre bir teorisi var. Bize göre “Kürdistan yoktur” diyen herkes düşmandır. Kürt dilinin okullarda resmi olmasının önünde engel olan herkes düşmandır. Bizleri inkâr eden herkes düşmandır. Düşman tanımı ve tanımlaması bu kadar nettir.

DÜŞMAN HER YERDEDİR VE ÇOK ÇEŞİTLİDİR. HERKES DÜŞMANINI BİLİR, TANIR VE GÖRÜRSE O ZAMAN HERKES BİR YERLERDE DÜŞMANI VURUR.

Fakat şöyle bir problem var. Yüzyıllık bir sömürgecilik gerçeği var. Dağlarımızın isimleri değiştirildi, şehirlerimizin isimleri değiştirildi, sokaklarımızın, caddelerimizin ismi Kürt katillerinin ismi konuldu. O yüzden sömürgecilik ve düşman kin yerine normal oldu. Şimdi fenerbahçeyi seven birisi türk bayrağının Amed sokaklarında dalgalanmasına normal bakar. Niye çünkü Fenerbahçe formasının üzerinde türk bayrağı vardır. Bunu izlerken zaten bilinçaltına öyle yerleşmiş. Türk bayrağı normal bir şey varmış gibi gelir. Türk televizyonları izleniyor her gün terör terör deniliyor. Dil istemek terör, kültür istemek terör, halkının peşinde koşanlar, mücadele edenler, bedel verenler, kan dökenler terör. O zaman bir algı oluşturuyor. Şimdi polis dizisi izleyen ve bir polisin çok sevdiği bir arkadaşını trafik kazasında kaybederken öldüğünü gören bunun için üzülen bu diziyi izlerken üzülen biri bir polise kin ve nefretle bakabilir mi? Bakamaz tabi. Kürdistan’da o kadar polis var, asker var insanlar kin, öfke ve nefretle bakabiliyorlar mı? Elbette bakanlar var, ama normal yaklaşanlar da var. Şimdi o yüzden düşman bilincimizle oynanmak istenildi.

Bunun temel sebebi de şudur; Düşman her yerdedir ve çok çeşitlidir. Herkes düşmanını bilir, tanır ve görürse o zaman herkes bir yerlerde düşmanı vurur. O yüzden düşman sistem olarak çöker. Düşman sadece ordu değildir ki. Ordu sömürgeciliğin keskin azı dişleridir sadece. Fakat bizi yiyip yutan çarkında eriten örneğin flim sektörü vardır, örneğin dizi sektörü vardır. Yeşilçam flimleri ile büyüyen insanlar Tarık Akan gibi yürümek ister. Adile Naşit gibi gülmek ister ona özenir. Gülşen Bubikoğlu gibi sevmek ister. Türkçe konuşacağız türk dizi ve flimleri izleyecek doğal olarak bize küfredenleri bile normal karşılayacak. O yüzden de bu tür değerlendirmelerimizin temel sebebi bu üç nokta olarak değerlendirmek istiyorum. Herkes bu konuda rahat olmalıdır.

Şimdi diyorlar açıklama yapıldı yaptığınız açıklama nedeni ile Kürt’ler hedef olacak. Deniz Poyraz ne yapmıştı Uğur Kaymaz ne yapmıştı, Ceylan Önkol ne yapmıştı. Konya’da ki Kürt aile ne yapmıştı, Roboskili aileler ne yapmıştı. Bu düşman Kürt’e düşmandır. Kadında olsa düşmandır, erkekte olsa düşmandır, yaşlıda olsa düşmandır, daha doğmamış olsa bile düşmandır niye çünkü Kürt’tür.  Yani kalkıp mücadele edebilir, düşmanın Kürde bakış açısı böyledir. Küçüğün de böyledir büyüğün de böyledir. Ordunun da böyledir, siyasetinde böyledir, toplumunda böyledir. Arkadaşlarımız Cizre bodrumlarında cayır cayır yakılırken şehri et kokusu almışken insanlar aşk bodrumda yaşanır diye slogan attılar. Sevindiler, şarkı söylediler. Toplumun durumu budur işte. Faşist bir toplumdur. O yüzden düşmandır, o yüzden biz yönelmesek bin katı yönelecekler. Bizim her şeyimizi hedef alacaklar.

BİZ GÜÇLENDİKÇE DÜŞMAN EZİLECEKTİR. 

Gazeteci; Zaten yeterince hedeflendi bundan büyük hedef olabilir mi acaba?

Ateşin Çocukları İnisiyatifi; Elbette yapabilirler. Biz eğer Dersim isyanı döneminde ya da Şeyh Sait isyanı döneminde çok daha güçlü olsaydık, bu kadar katliam yaşanmazdı. Binlerce Kürt sürgünlere göç edildi. Sürgünlere giderken birçok insan trenlerde öldü. Aç gönderildiler. Gönderildikleri yerlerde “bunlar insan değildir” dediler, yamyamdır vahşidirler. Tıpkı Kızıl derilere yaptıkları gibi. Teröristtirler vahşidirler yamyamdırlar insan yiyor diyorlar. O yüzden şimdi bu psikoloji ile giden insanlar ne yaptı yaşamaya çalıştı, hayata kalmaya çalıştı. Hâlbuki mücadele etseydi. Birçok insan şimdiden Türkleşmiş. Bazı şairler vardır. Çok sonradan, ölmeden önce Kürt olduklarını öğrendiler. Kürt adına da çok bir şey yapmadılar. Hâlbuki o dönem mücadele etselerdi, gittikleri yerlerde onlara terörist diyen, barbar diyen, onları vahşi gören, onları yamyam gören insanların bir şeylerini yaksalardı, o zaman derlerdi “bunları göndermeyin”, “kendi ülkelerini verin onlara karışmayın”. Biz Türkiye’nin her tarafını yaktığımızda bazıları öyle söyledi. “Kürdistan’ı bunlara verin”, “Türkiye’den çıksınlar ne yapıyorlarsa yapsınlar” denildi. O yüzden mücadeleci olmazsan, direnmezsen sana yaşama şansı yoktur. Dünya gerçekliği böyledir hayat böyle maalesef şekillenmiştir. O yüzden mücadele etmekten düşmanı vurmaktan kaygı duymamak o temelde de elimizden ne geliyorsa yapmak hepimizin görevi. Herkes bu konuda müsterih olsun.  Biz güçlendikçe düşman ezilecektir.  Biz güçlendikçe düşman korkacaktır biz saldırdıkça o savunmaya geçecektir ve geri adım atacaktır. Gerçeklik budur ve bunu da fazlasıyla yapmaya devam edeceğiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz